YUNAİSTAN / Sakız Adası

Sakız adası (Chios / Khios)
‘Sakız’da yaşamak mutluluk ve yemek yemektir.’ Yunan atasözü

Tipik bir Akdeniz adası. Mutfağı deniz ürünleri, zeytinyağı ve otlar ağırlıklı. Halkı dürüst, güleryüzlü ve samimi. Gelenek ve göreneklerine sahip çıkmışlar. Türklerin geliş gidişlerini o kadar benimsemişler ki menüler de, tabelalar da, otel ve restoranların çalışanlarında Türkçeye rastlamak gurur veriyor. Restoranlarda, porsiyonun büyük olduğu, yiyemiyeceğimiz konusunda sürekli uyarıyorlar. İki kişiyseniz bir tane yeter diyor örneğin ya da araba kiralamak için konuşurken en uygun fiyatlı olanı önce sunuyorlar. İkramlarda bulunup yerel ürünleriyle tanışmanızı sağlıyorlar. İyi fiyata taze balık, ahtapot, kalamar yemek iyi geliyor. En güzel ahtapotu Langada kıyı köyünde yedik. Yan masada lokantanın sahibi ahtapotları soyarken izlemek ve öğrenmek şansına sahip olduk. Sizi kazıklamaya çalışmıyorlar. Yer sorduğunuzda uzun uzun tarif edip aklınızda soru işareti bırakmıyorlar.

Çeşme’den adaya geçişte hızlı feribotu tercih etmek zaman kazandırıyor. 20 dakika süren hızlı feribotun alternatifi 50 dakika yol yaptığınız eski feribot. Kahvaltı saati olması sizi arayışa itiyor. Pasaport kontrol bitip feribotu beklerken gümrük binasının cafesinde yiyebilirsiniz. Ancak dikkat! Oldukça pahalı. Adada, demleme çaylı bol çeşitli kahvaltı etmek ya da mis gibi tarçın, badem, sakız kokan pastanelerden çörek, kruvasan ya da sandviç almak mümkün.

Ada hakkıyla gezmeye başladığınızda oldukça büyük. Çeşitli rotalar var. İster araba kiralayarak, ister  tur satın alarak görmek mümkün. Şehir otobüsleriyle ulaşım pek etkin değil. Daha çok motosiklet, bisiklet ve arabalar kullanılıyor. Sokaklar çok dar, bu nedenle küçük arabalar tercih edilmiş.

Sakız adasında 66 köy var. Güneydeki köyler,‘mastika’ yani sakız üretiyor. Zeytin, sakız ve narenciye bahçeleri yol boyunca size eşlik ediyor. Tek bir ana hat üzerinden köylere girip gezmek kolay. Yol boyu bir yandan araba kullanıp diğer yandan doğayı seyredebilirsiniz.

Seramik atölyeleriyle ünlü Armolia, mağarasıyla öne çıkan Olimpi, grafik desenli evleriyle Pirgi ve dar sokakları ve tarihi kilisesiyle Mesta turistlerin tercih ettiği Ortaçağ köyleri. Küçücük evler ve kapılar, dar ve labirent sokaklar, korsan saldırılarına karşı alınmış önlemler aslında. Öğlen yemeğiyle birlikte 4-5 saat süren bir rota. Mesta limanındaki balıkçı lokantasın yerel ve lezzetli. Taze sakız birası da çok güzel, ferah bir tada sahip.

Kuzey ada rotası çok tercih edilmiyor. Sarp dağların ve fakir bitki örtüsünün bunda etkisi büyük. Orta Sakız’da, Nea Moni Manastırı çok etkileyici. Adanın en eski ve Unesco dünya miras listesinde olan manastırı. Tüm ege adaları içinde ortaçağ mimarisinin en ünlü örneği. Bir vadinin içinde, etrafı yemyeşil ve uzaktan denize hakim. 1042’de kral Konstantinos Monomahos büyük bağışlarda bulunarak yaptırmış. İçi altın mozaiklerle süslü. Etrafında koruma kulesi, yemekhane, yeraltı sarnıcı var. Manastırı gezerken utanç verici bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. 1822’de atalarımız burda bir katliam yapmış. Ölen keşişlerin kemikleri sergileniyor. İnançlı bir ada, kiliseler dışında adanın her yanında yol kenarlarında görebileceğiniz küçücük, içinde mumlar yanan mini kiliseler var.

Sakızlıların doğayla ilişkileri çok güçlü. Tarım, balıkçılık ve denizcilikle uğraşıyorlar. Yunanistan’ın armatörleri genellikle bu adada yetişiyor. Çalışkan ve temizler. Son yıllarda turizm de önemli kazanç kaynağı olmuş. İki kez adayı ziyaret ettik. Bahar ve kış aylarında.  Kültürünü tanımaya çalıştım. Damla sakızı üreten sakız ağacı türü sadece bu adada ve Çeşme’de yaşıyor. Başka yerlerde de bu ağacı görebilirsiniz ancak gövdesini kesince sakız damlamaz.  Sakızlılar, 1957’de kooperatifleşerek ürettikleri sakızı dünyanın her yerine pazarlıyor. Helvadan, lokuma, likörden, sabuna, vücut kremlerine, marmelatlara,uzoya sakızı koyan adalılar ‘ipovriho’ (damla sakızlı kaşık tatlısı) yu suyun içinde, kahvenin yanında sunuyor. Temmuzda başlayan bakım ve hasat ekim ayına kadar sürüyor. Toplanan parça sakızlar, kış boyu evlerde aile fertleri tarafından sabırla temizleniyor.

Adanın merkezi tarihiyle büyülüyor. İlk ataları İyonlularla aynı yerde yeni şehri kuran adalılar, tarihi surların içinde Bizanslı atalarından kalan izlerin arasında yaşıyor. Kalenin içindeki cafeler dinlenmek için büyülü bir atmosfere sahip. Adanın kalbi deniz kıyısındaki cafe ve restoranlar dışında, şehrin merkezinde, her şeyi bulabileceğiniz ‘Aplotaria Çarşısı’nda atıyor. Sosyal hayat çok canlı. Gençler cafeleri, yaşlılar ise pastane ve kahveleri tercih ediyor. Pastane demişken, yediğim üzümlü ve bademli çöreğin tadı hala damağımda. Yunanistan’ın en büyük kütüphanelerinden 250 bin kaynağa sahip Korais kütüphanesi beni en çok etkileyen yerlerden. Korais ve arkadaşlarının onlara hediye edilen kitapları bağışlamasıyla 1792’de kurulmuş. Uzak köylere bile kitap ulaştırma servisi var. Çok sayıda el yazması değerli esere sahip.

Fotoğraflar: Ramazan Emiroğlu

Yazı: Nilgün Yanık Emiroğlu